Pardus’ta ve Özgür Yazılım Dünyasında bu hafta, kısa kısa..
0Merhaba;
Uzun zamandır bir şeyler yazmıyordum, en azından son bir iki haftadır ofisten bakınca Pardus ve özgür yazılım dünyasında neler gördüğümü özet geçeceğim bir yazı yazayım, sizlerle paylaşayım dedim, lafı fazla uzatmadan maddelere geçiyorum, keyifli okumalar
- 13 Temmuzda Pardus 2011 Alageyik (Dama dama) sürümü çıktıktan sonra 18 Temmuz itibariyle TÜBİTAK/BILGEM toplu izinle tatile girdi, bir çok arkadaşımız tatile çıktı. Kişisel nedenlerden ötürü bu sene toplu izinde tatile çıkmama isteğimi proje yöneticimiz Erkan Bey‘e ilettim, o da bu konuda anlayış gösterdi, sağ olsun
Koray’ın da daha önce belirttiği gibi tatil süresince bilgisayar başında olmayacak geliştiriciler olabilir, oluyor da.. Listelerdeki sessizliğin temel nedeni TÜBİTAK’ın tatile girmesi yani. - Tatilden önceki dönemde stajyerlerimizin ilk bölümü ofise geldiler. Bir aylık staj döneminden anladığım kadarıyla (pardus gezegeni‘nde yazdıklarından siz de okuyabilirsiniz.) onlar da biz de bayağı mutlu ayrıldık. Vakit buldukça çalışmalarını devam ettirmelerini, Pardus’a ve Özgür Yazılıma katkı vermeyi bırakmamalarını temenni ediyorum.
Doğa Yürüyüşleri: Dedegöl Dağı Kampı – Isparta ve Çiğdem Yaylası – Hendek
0Merhaba;
Son zaman hobilerimden biri de trekking – doğa yürüyüşleri. Özellikle zamanımın çoğunu bilgisayar başında geçiren biri olarak, hele bir de nüfusu 14 milyona dayanmış bir şehirde (İstanbul), semt olarak da 200 bine yakın insanın yaşadığı bir semtte (Beşiktaş) yaşamayı başlı başına kendimi doğaya vurmak için yeterli bir sebep olarak görüyorum
Doğa Yürüyüşlerine başlamamın nedeni aslında Doruk’tur
19 Mayıs’ta Ankara’ya gidesim gelmişti, tatilde Ankara’da olup olmayacağını sorduğumda Isparta’da Dedegöl Dağları’nda olan bir Doğa Şenliği’nden bahsetmişti (bkz: ETUDOSD Dağcılık Şenliği (Dedegöl Dağı) ), “E sen de gelsene” diyince, “oluuur, geleyim” dedim ve olaylar gelişti. Hakanlar da gelmeye karar verince teçhizat, alet edevatları temin etmem de pek zor olmadı. (Hakan da Volkan da uzun zamandır Dağcılık ve Trekking’le ilgileniyorlar, eksiklerini tamamlamak için alışverişe çıktılar onlar da, birlikte gerekli malzemeleri aldık.) Sonunda pantolon(larım), yürüyüş ayakkabılarım, yağmurluğum, polarım, uyku tulumum, batonlarım, kafa lambam ve bilimum teçhizatımla yürüyüşe hazırdım!!
19-20 Mayıs’ta Eğirdir Yazılı Kanyon’da, 21-22 Mayıs’ta da Dedegöl Dağı eteklerindeki Melikler Yaylası’nda kamp yaptık. Yazılı Kanyon’a Doruk, ben ve Özlem olarak LKD‘nin 3 üyesi şeklinde gittik. İki gün Kanyon’un iki farklı yanına gittik, ormandan, çalı çırpı arasından yürürken kulağınızda hiç eksilmeyen su sesi insanı mest ediyor gerçekten. Yazılı Kanyon’a gitmek için araba kiraladık. Hem araba kiralamada yardımcı olmaları, hem de Kanyon’da kalacak yer olarak kendi kamp alanlarını önermeleriyle ETUDOSD’a teşekkürlerimi de burdan etmiş olayım ayrıca.. (ETUDOSD: EĞİRDİR TURİZMİNİ TANITMA VE DOĞA SPORLARI KULÜBÜ) Böyle bir geziye kalkışacaksanız Eğirdir’de otogar’dan biraz ileride, pazar yerinin yakınlarındaki ETUDOSD merkezine uğramayı unutmayın diyyim
Yazılı Kanyon‘un adı Epiktetos‘un Hür İnsan Üzerine Bir Şiir‘inin yazılı olduğu bir kayaya kazınmış yazıttan geliyor, Kanyon boyunca yürürken karşılaşıyorsunuz yazıyla zaten. Bu yazının Kanyon üzerinde olmasının nedeni ise, Perge’den(Antalya) başlayıp Yalvaç’a(Isparta) uzanan Saint Paul yolunun buradan geçmesi. Türkiye’nin ikinci büyük yürüyüş yoluymuş Saint Paul Yolu (500 km); ilki Likya Yolu herhalde.
Yazıttan ziyade, yol boyunca yer yer çağlayanlarla karşılaşıyorsunuz, bence onlar daha çok görülmeye değerler. O yüzden bir örneği yazıya fotoğraf olarak ekledim.
Yazılı Kanyon’da iki güzel gece (ateşte bol sucuklu :p) geçirdikten sonra Dedegöl Dağı Kampı için hazırdık. 20 Mayıs sabahı Hakan’larla Eğirdir’de buluştuk, kiraladığımız arabayı teslim ettik, eksiklerimizi (çoğunluğu yiyecek) temin ettik ve ETUDOSD’un ayarladığı otobüsle Dedegöl dağına doğru yola çıktık.
3000 metrelik dağ (pardon pardon, 2998 :p ), yaklaşırken görkemini daha bi içinizde hissettiriyor. Daracık dağ yollarında O302yle (evet, hala kalmış bu otobüslerden) tıngır mıngır geçtikten sonra Melikler Yaylasına vardık. Adını yazın buraya gelen yörüklerden alan 1600 metredeki Melikler yaylası, önümüzdeki iki gün boyunca 1255 kayıtlı konuğa ev sahipliği yapabilecek kadar büyük bir yaylaymış (kaynak, ETUDOSD sayfası.)
Melikler yaylasına geldiğimiz gibi bizi bir heyecan sardı zaten. Kolay mı, koskoca dağ tüm heybetiyle karşınızda duruyor ve yarın sabahtan kalkıp o dağa tırmanacaksınız!! O istek, o duygu o kadar mükemmel bir şey ki!!
Cumartesi günü ama sürpriz, beklenmedik bir olay daha vardı, Yaka Kanyonu geçişi!! Programda olduğunu biliyorduk, ama nasıl bir şeyle karşılaşacağımızı bilmiyorduk. Ne olduğunu sorduğumuzda, kanyon geçişini düzenleyen ekipten birileri “belimize kadar suya gireceğiz, ona göre pantolon ve ayakkabınızı temin edin” diyorlardı, uzun bir süre kararsız kaldıktan sonra “Yok ya, kim girecek beline kadar suya, bi bakar geri dönerim” niyetiyle kanyon geçişi yapan tayfanın peşine takıldım, Doruk ve Özlem’le birlikte.. Hakan, Devrim ve Volkan ise keşif yürüyüşü yaptılar. Yaka Kanyonu’na geldiğimde bileğime kadar suya girene kadar hiç bir şeyin farkına varmamıştım aslında, o suya da nasıl girdiğimi hatırlamıyorum, ama sonra “ulan madem girdik, devam edelim bari, sonunda ne varmış?” deyip devam ettim.
Yaka Kanyonu, derinliği 30 ila 100 metre arasında değişen bir kanyon. 1.5 metre ile 2.5 metre arası değişiyor genişliği de.. Öyle yerler var ki, kafanızın üzerinde iki koca kaya, ha düştü ha düşecek şekilde emanet duruyor!! Ve sizin o esnada tek derdiniz, bir sonraki adımınızda daha az batmayı ve düşmemeyi planladığınız bir yol seçmek.. 5 derecelik suda, en azından bir kara parçası bulana kadar gitmek o anki tek amacınız
Gidince de devrik ağacın kenarına oturup keyif sigaranızı yakıyorsunuz zaten
Kanyonun sonuna doğru ilerledik, ama bizi bir sürpriz bekliyordu: Kanyon kapalıydı!! Bir kaya düşmüş, ve kaya tırmanışı yapanlar olsa da aramızda, oradan geçiş pek mümkün gözükmediği için geri dönmek zorunda kaldık. Aralarda ip atıp güvenli şekilde yukarıya çıkabileceğimiz bir yer de olmadığı için mecburen gerisin geriye dönüş yoluna koyulduk.. Geri dönüşün en zor tarafı akıntıyı arkanıza alıp yürümek.. Akıntıya karşı yürürken en azından nereye basacağınızı biliyorsunuz da, akıntı arkanızdayken ayağınızı attığınızda su alıp götürüyor sizi!! Kıç üstü oturmamak için bayağı bi çaba sarfetmek zorunda kalıyorsunuz. Tabi siz ne kadar dikkat etseniz de ayağınız yara bere içinde kalıyor, hele bir de benim gibi dizinizi, sinirinize denk gelecek şekilde çarptıysanız “ealllah, bıraktık dizi herhalde” diye telaşlanabiliyorsunuz
Yaklaşık 3.5 saat Yaka Kanyonunda kaldık, ve hayatım boyunca yaptığım en ilginç, en eğlenceli şeylerden biriydi!! Tadı damağımda kaldı desem yeridir
Bu kanyon geçişinin bir önemli yanı da benim için, Doğa Aktiviteleri Grubu DAG‘tan birileriyle tanışmış olmamdı. Onun önemini Çiğdem Yaylası’ndan bahsettiğimde anlayacaksınız.
Kampa geri döndüğümüzde hemen üzerimizi değiştik, zaten sırılsıklam olmuştuk.. Üzerine kampta dağıtılan sıcak yemeği yiyip sayısını bilmediğim kadar bardak çay içince hasta olmadan kurtarabildim. Çok geç olmadan yattık, çünkü sabah erkenden kalkıp (4.30), 5.30 gibi de dağ tırmanışına başlayacaktık.
Uyku tulumunda güzelce uykumu aldıktan sonra sabah uyandım, ve tulumdan çıktığım gibi giyinmeye başladım. Hemen giyinmeme rağmen tulum sonrası üşümesi o kadar kötü ki!! İnsanın dişleri birbirine vuruyor resmen.. 4-5 kat, lahana gibi giyindikten sonra erzaklarımızı, sandviçlerimizi hazırlayıp yola koyulduk. 5.30, 5.45 gibi Özlem’in arkadaşları olan İzmir grubuyla birlikte yürüyüşe başladık.
İlk yürüyüşüm olmasından kelli, bir heyecan, bir tezcanlılık, bir de yavaş yavaş güneşin çıkmasıyla, zaten yokuş yukarı tırmandığımız için bayağı bi terlemeye başladım. Yürüyüşlerin en önemli kuralı, en az terleyeceğin şekilde, uzun mesafeyi düşünerek yürümek.. Bir de en altımda pamuklu tişört olunca oldukça sıkıntı oldu. İstanbul’a dönünce ilk işim sentetik, teri tutmayan tişörtlerden almak oldu zaten
Dağın çıkışında başlarda çarşak bir alan var, ayağınızın altındaki toprak ve taş parçacıkları o kadar çok kayıyor ki.. Onun da stresiyle iyice terlemeye başladım. Bir yandan güneş çıkıyor, açıkta kalan kollarınız v.s. yanmaya başlıyor, “get ready for amele yanığı” :p Ama öte yandan su bile içemez hale geliyorsunuz, hava o kadar soğuk ki, çantadaki su dolaptan çıkmış gibi!! Bir yandan kendimi zorlayıp bir yandan da gazlarken karın başladığı yerlere kadar gelmiş olduk(2300- 2400 metre civarı) Buralarda biraz da batonları bırakıp elle kayalara tutuna tutuna tırmanmaya başladık. Biraz daha ileride üstümü değiştirmek zorunda kaldım, yoksa hepten hasta olacaktım, ve bi yandan da dizimin ağrısını da göz önünde bulundurarak dönme kararı verdim, ki bence çok akıllıca bir fikirdi. Bir hafta yatakta yatmak pek de istediğim bir şey değildi neticede. Dönüş yolunda bir de arkadaş edindim, Murat; birlikte sohbet ede ede indik.
İlk yürüyüşüm olması açısından Dedegöl Dağı’nın yeri ayrı olacak hep benim açımdan!! Ve, dağ nasıl olsa duruyor orada, o zirveye tırmanıp yad edicem bu anılarımı
An MS Course Presentation – How Google Tests Software
0Hi all;
It’s been a few days since I last wrote to the blog. Therefore, in order not to leave an interval, I’ll post something related to my graduate Education.
For those who haven’t taken a look at my about me section, I’m currently enrolled to MS Program in Software Engineering @ Bogazici University. One of the must courses I have to take is SWE 550 Software Quality Assurance and Reliability. Within the limits of this course, every attendant student of should prepare a Presentation on one of the topics covered in the course:
- “SW Testing”,
- “SW Quality Assurance”,
- “SW Fault Tolerance” and
- “SW Reliability Modelling & Prediction”
I wanted to take an enjoyable topic so I’ve selected “How Google Tests The Software” as an on-demand presentation. Thanks to Mr. Tosun, he accepted my choice on the topics.
There is a dedicated blog mostly written by James Whittaker, Director of Test Engineering at Google:
http://googletesting.blogspot.com/
And he has written (actually still writing
) a series called “How Google Tests Software” . At the time I’ve prepared the presentation, the series were up to 6 parts, but as of 26th of May, Whittaker has written “How Google Tests Software – Part Seven”. He seems to proceed further more..
My presentation was just a summary of the organizational parts in Google’s way of Testing Software and the results of this organizational behaviour on software quality. I didn’t cover all of the series, as it was hard to present the whole concept.
You can reach to my presentation from this link . It is CC BY-NC-SA licensed, except the TUBITAK/UEAKE, PARDUS related images. They are registered trademarks of TUBITAK.
I hope you like it! Any comments are welcomed.
Have a nice day
#22agustos, Internet Censorship & Ban in Turkey
0If you use twitter, you should have seen the rise of a strange hashtag called #22agustos. Nope, it’s neither a new celebrity name nor something related to Bin Laden. It’s about the recent announcement of internet censorship in my alone and beautiful country[1], Turkey.
To summarize the issue, words from bestvpnservice.com:
”
..From 22 August, 2011, Turkish netizens will have to choose 1 out of the 4 packages offered by the government to surf the internet. Packages are Family Pack, Children Pack, Standard Pack and Domestic Pack.
According to these new internet laws in Turkey, netizens their will be deprived to surf any website that is prohibited by the Turkish government in that respective plan. Initially, the websites which will be banned include Skype and its applications, Pornographic websites, blogs and websites against the government or Turkish culture and some newspapers with respect to the plan you select.
9 Mayıs – Pardus 2011′de bir kaç yeni paket..
1Merhaba;
Bugün, 9 Mayıs 2011′de Pardus’ta olan bitenden bahsedeyim azıcık:
Bugün uzayda bir elektrik hasıl oldu ve paket gözden geçirme sürecimizde bekleyen paketlere adeta “review” (gözden geçirme) yağdı
Bilmeyenler için ufak bir özet geçeyim, Pardus 2011′e yeni bir paket almak istediğimizde paketleri diğer geliştiricilerin de gözden geçirmesi için hata takip sistemimizde yeni bir hata açıyoruz. Yeni paketlerin yanında, Pardus 2009 katkıcı (contrib) deposundaki paketlerin Pardus 2011′e aktarımında da aynı süreci uyguluyoruz. Katkıcı deposundaki paketleri de bu sürece dahil etmemizin nedeni, katkıcı deposundaki bir çok paketin son zamanlarda bakıcısız kalmaları ve pakette önemli değişiklikler yapmak durumunda olmamız.
Paket gözden geçirme sürecine “review süreci” diyeceğim yazının geri kalanında, bizim de çok kullandığımız bir kısaltma oldu, açıkçası daha rahat geliyor bu şekilde bahsetmek
Review süreci hakkında daha detaylı bilgi almak istiyorsanız developer.pardus.org.tr‘deki ilgili makaleye göz atabilirsiniz. Verdiğim bağlantı ingilizce, çünkü developer.pardus.org.tr içindeki makalelerin ingilizce tutulması kararlaştırılmıştı. Bu dosyanın Türkçesi’ne ise uludağ deposundaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz.
Herkesin yaptıklarını özetlemem hem çok zamanımı alacak, hem de, diğer arkadaşları da bloglamaya teşvik etmek için, kendi yaptıklarından bahsetme kısmını onlara bırakmak daha doğru olur diye düşündüm
Bugün hangi paketleri review sürecinden geçirip Pardus 2011 deposuna aktardım, ondan biraz bahsedeyim.
Let’s Start..
0Being an unsuccessful blogger regarding my previous experiences, I’ve been seeking to start blogging for some time. Thanks to Gökmen for the ping at the start of the week, I’ve managed to come this far
One of the main reasons I haven’t paid attention to my blog was being unable to find a suitable WP theme that suits me. I was looking for a blog design that satisfies me, that reflects me in many aspects. Mystique is such a wonderful theme btw, I really liked this
In this blog, I plan to write on Pardus GNU/Linux, Free Software and Programming, but the “21st century Schizoid Man” part of me may start talking about different things:
“..Nothing he‘s got he really needs. Twenty first century schizoid man..”
If you ask yourself “Who the hell is Serdar Dalgic?”, you are welcomed at the about page of the blog. For the sites I like to visit, you can checkout Places menu at the right hand side, and for the People, you can take a look at Faces menu.
Ohayou!

Thanks to Ozan for the pic.
Başlayalım..
0Uzun zamandır vardı aklımda aslında bir blog açıp yazma fikri. Gökmen sağolsun geçen gün bir dürtünce sonunda bu noktaya gelebildim sanırım
Blogla ilgilenemeyişimin en önemli nedeni, içime sinen bir temanın, içime sinen bir yapısının olmasını istememdi. Mystique güzel bir temaymış hakkaten, ve sonunda rahat rahat yazabileceğim bir yapı oturtmuş oldum.
Bu blogda daha çok Pardus, özgür yazılım ve programlama üzerine yazacağım, ama 21st century Schizoid Man olarak bir başka yanım başka başka şeylerden de bahsedebilir.
“..Nothing he‘s got he really needs. Twenty first century schizoid man..”
“Kim bu Serdar Dalgıç?” diyorsanız hakkında sayfasına, takip etmeyi sevdiğim yerler için sağdaki menüde Places kısmına, kişiler içinse Faces kısmına göz atabilirsiniz.
Merhaba!

fotoğraf için Ozan‘a teşekkürler.







